BİR GÜN ‘BOLUSPOR VARDI’ DEMEMEK İÇİN
- Mert Ünsal

- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur

Trendyol 1. Lig’in 36. haftasında Boluspor’un sahasında Adana Demirspor’u 6-0 mağlup etmesi, ilk bakışta hepimize derin bir oh çektirdi.
Bu sonuçla birlikte Boluspor puanını yükseltti ve Serikspor’un puan kaybıyla matematiksel olarak ligde kalmayı garantiledi.
Bir kulübü değerlendirirken sadece puan tablosuna bakarsanız, gerçeğin yarısını görürsünüz.
Diğer yarısı sahaya çıkmadan önce başlar.
Boluspor’un bu sezonki hikâyesi de tam olarak bence böyle.
Sezona girerken tablo belliydi.
Kısıtlı imkânlar…
Yetersiz sponsorluk gelirleri…
Rakiplerinin çok gerisinde kalan bir ekonomik yapı…
Sezon içerisinde 5 farklı teknik direktör ile çalıştı.
Bugün aynı ligde mücadele ettiğin takımlara bakıyorsun; milyonlar, konuşuluyor.Sen ise çoğu zaman “elde ne varsa onunla” ayakta kalmaya çalışıyorsun.
Şimdi açık konuşalım…
Bu şartlarda mücadele etmek bile başlı başına bir dirençtir.
Futbol artık sadece saha içinde kazanılmıyor.
Bugün bir kulübün başarısını belirleyen şeyler de çok net.
Sağlam bir ekonomi, güçlü sponsorluk yapısı, planlı yönetim ve istikrar.
Bu başlıkların çoğunda eksik olan bir kulüp, sahada ne kadar iyi niyetli olursa olsun bir noktadan sonra duvara tosluyor.
Boluspor’un yaşadığı tam olarak bu.
Ama işin bir de şehir tarafı var…
Bolu gibi şehirlerde futbol kulüpleri sadece bir spor organizasyonu değildir.
O kulüp, o şehrin en önemli markasıdır.
Ama gelinen noktada sormak gerekiyor:
Bu şehir, bu markaya gerçekten sahip çıkıyor mu?
Siyasiler…
İş insanları…
Şehrin önde gelenleri…
Sezon içinde kaç kez bu kulübün yanında oldu?
Kaç kez kalıcı, sürdürülebilir bir destek verdi?
Gerçekçi olalım…
Boluspor çoğu zaman yalnız.
Yılda bir hatırlanan, zor günde konuşulan ama sistemli şekilde desteklenmeyen bir yapı…
Bu şartlarda sürekli başarı beklemek, gerçeği görmemek olur.
Ama şunu da görmezden gelemeyiz…
Sahaya baktığımızda zaman zaman eksik olan şey sadece ekonomi değil.
Mücadele de tartışılıyor.
İstek de sorgulanıyor.
İşte tam bu noktada kendime de bir parantez açmam gerekiyor.
Çünkü biz de bazen sadece sahaya bakıyoruz.
Koşuldu mu, mücadele edildi mi… sadece bunu sorguluyoruz.
Ama perde arkasını her zaman aynı netlikle göremiyoruz.
Bu takımın yaşadığı maddi sıkıntıları, belirsizlikleri, oyuncunun kafasındaki yükü…Bunları çoğu zaman ikinci plana atıyoruz.
Çünkü biz taraftarız.
Bizim beklentimiz basit.
İyi futbol, mücadele, kazanma isteği.
Belki bu yüzden bazen sert oluyoruz.
Belki bu yüzden bazı şeyleri eksik görüyoruz.
Ama bu da işin doğası…
Çünkü seviyoruz.
Ve sevdiğimiz şeyden daha iyisini görmek istiyoruz.
Yine de şunu kabul etmek lazım:
Sahadaki her eksik, her zaman isteksizlikten kaynaklanmaz.
Bazen de şartların getirdiği bir sınırdır.
Ama bu gerçek, başka bir gerçeği de değiştirmez.
Boluspor bu şartlarda mücadele ediyorsa,
bu bir başarı hikâyesine dönüşebilir.
Ama bunun için sadece futbolcuların değil,
şehrin de bu işin içine girmesi gerekir.
Çünkü bir kulüp tek başına ayakta kalmaz.
Bir kulüp ya birlikte yükselir…
Ya da yalnız kalır.
Bugün Boluspor hâlâ ayakta.
Ama soru şu:
Bu şekilde ne kadar daha ayakta kalabilir?
Eğer aynı ekonomik yapı, aynı ilgisizlik, aynı plansızlık devam ederse…
Seneye de bu kadar şanslı olabilecek mi?
O yüzden artık mesele sadece “ligde kalmak” değil.
Mesele, bu kulübün yarınlarını doğru kurmak.
Bu şehir isterse…
Bu takım çok daha iyisini yapar.
Ama istemek sadece tribünde olmaz.
Masada da olur.
Yönetimde de olur.
Destekte de olur.
Ve son söz…
Boluspor bu sezon birçok zorluğun içinden çıktı.
Ama her zorluk tek başına aşılmaz.
Artık bu yükün paylaşılması gerekiyor.
Yoksa bir gün dönüp baktığımızda sadece şunu konuşuruz:
“Zamanında bir Boluspor vardı…”
Sağlıcakla kalın.



Yorumlar